Avrupa Birliğine katılma yolunda TBMM'since, tam tatile gireceği sırada, alelacele gündeme alınarak jet hızı ile çıkarılan ve "4771 sayılı Avrupa Birliği'ne uyum yasaları" ında CEMAAT VAKIFLARINA getirilen yeni eklentilerin, hiç şüphesiz, araştırılması önem taşımaktadır.
Tarihi anımsarsak bu değişiklik yeni kapitülasyonlar imajını taşımaktadır. .2762 sayılı Vakıflar Kanunun birinci maddesine eklenen son fıkra ve ayrıca ilave edilen 3 no.lu EK madde üzerinde TBMM. de yapılan konuşmalar sırasında söz alan,
Devlet Bakanı Sn. Nejat ARSEVEN,
Bu düzenlemenin kendi teklifleri olmadığını, Dışişleri Bakanlığı'na Patrikhaneler tarafından gönderilen 04.09.2000 tarihli bir yazı ile CEMAAT VAKIFLARINDA gerekli düzenleme yapılmadığı takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunulacağı tehdidi"
aldıkları için bu değişikliğin zorunlu hale geldiğini ifade eden beyanları, kuşkularımızda ne kadar haklı olduğumuzun işaretidir.
Şimdi Milletçe yegane tesellimiz, bir Siyasi Partinin Anayasa Mahkemesi nezdindeki iptal başvurusu üzerine verilecek kararı beklemektir.
Vakıflar Kanununun metninde yer alan "MAZBUT VAKIFLAR" ve "MÜLHAK VAKIFLAR" gibi tanımlamalar yanında daha önceleri 1. Madde metninde yapılmış bir değişiklikle Cemaat Vakıfları tabirinin yer aldığı görülmektedir.
2762 sayılı Vakıflar kanunun 1. İnci maddesine eklenen ve iki paragraf ve son fıkrada; CEMAATLERDEN söz edilerek, getirilen yeni kaideye göre Devletimiz için büyük tehlike oluşturacak ifadeler kullanıldığı gözlenmektedir. Örneğin bu değişiklik Cemaatlere Vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın, kendilerinin dini, sosyal, kültürel ve eğitsel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla Taşınmaz Mal edinebilecekleri ve tasarrufta bulunabilecekleri esası kabul edilmiştir.
Ayrıca bu fıkranın ikinci bölümünde yer verildiği şekilde, mevcut Taşınmazların, Cemaate aidiyetini Vergi Kaydı, Kira Sözleşmesi, Vasiyetname vs. belgeler ile kanıtlanması halinde, değişiklik yasasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren azami 6 ay içinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvurulması halinde CAMAAT VAKFI olarak Tescil edilebileceği ve daha ileri gidilerek bunların Tapuda kaydı bulunmasa bile, usulen Vasiyet edilen Taşınmaz malların da aynı şekilde Tescil edilebileceği esası konulmuştur.
Gene Kanunun EK-3.üncü Maddesi ile Türkiye'de kurulmuş CEMAAT VAKIFLARI'nın Uluslar arası faaliyette bulunması, Yurtdışında şubeler açması ve oradaki Ecnebi Vakıflar ile işbirliği yapması kabul edilmiştir.
Dahası bu kadar taviz yetmiyormuş gibi Yabancı Ülkelerde kurulmuş ve Türk düşmanı açık ve seçik yabancı Vakıflar ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden alınacak usulü bir izin ile Uluslar arası işbirliği yapmaları yanında Yabancı Vakıfların Türkiye'de faaliyet göstermeleri ve Ülkemizin her yerinde şubeler açabilmesi esası (EK-MADDE-3 son fıkra) getirilmektedir.
Tarihi ve Lozan Muahedesinin imzalanmasına mukaddem İkinci Komisyon toplantılarını anımsarsak, orada "Azınlıkların Askerlikleriyle, Patrikhanelerinin yetkisi konusu gündeme geldiği zaman" Patrik ve Patrikhaneleri İstanbul'dan çıkarmak isteyen Türk tarafının tezi, Türk Delegasyonunun Losrd GÜRZON'la yaptığı şiddetli münakaşalar sonunda ağırlık kazanınca, İtilaf Devletleri Siyasi ve İdari hiçbir fonksiyonu olmamak kaydıyla Sembolik olarak Patrikhanelerin İstanbul'da bırakılmasına razı oldukları görülecektir..
Bir başka önemli husus da Türkiye'de Büyük Atamızın Cumhurbaşkanlığı döneminde, CEMAAT VAKIFLARI'nın 1936 yılında Hükümete vermiş olduğu Vakfiye Beyannamelerine, Tapu Sicilinde yer almayan bazı Taşınmazları yazarak, kendilerine mal etmek istemeleri asla kabul görmediği gibi, Yargı yolunda yaptıkları başvurular dahi aleyhlerine sonuçlanmıştır. Yüce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun onayı ile talepleri red edilerek iş sonuçlandırılmıştır. Sonuçsuz kalacağı daha önceki alınan Mahkeme Kararları ile belli olan açılmış binlerce Tescil davaları Halen İstanbul ve Beyoğlu Mahkemelerinde senelerden beri devam etmektedir.
Medeni Kanunumuzda Mütegayyip Eşhas olarak bahsedilen kimselerin taşınmaz malları belli süre geçtikten sonra Hazineye intikal etmektedir. Tapu Kaydı bulunmayan ve Sahipleri belli olmayan Taşınmaz Malların Mahkemece alınmış Tescil Kararı olmadan CEMAATLER adına intikal ettirilmesi de hukuken mümkün değildir.
Vakıflar Kanununun değişiklik gerekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine EK-1 No.lu Protokol ile kabul ettiğimiz "Mülkiyet Hakkının korunması ilkesiyle UYUM sağlama amacı güdülmüştür" şeklindeki görüşe katılmamızda mümkün olamaz. Yapılan bu değişiklik ile Türk Toplumu aleyhine karşılıksız bir Kapitülasyon Hakkı oluşacağı kesinlikle bilinmelidir.
Bu yetmiyormuş gibi ayrıca 227 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameye bir EK Madde ilave edilerek nitelikleri ve nicelikleri belli olmayan bazı Yabancılara Vakıf kurma, Şubeler açma vs. gibi çalışma izni verilmesi gelecekte önlenemeyecek tehlikelerin habercisidir.
Şimdi açıkça söylemek gerekirse Devletimiz kuruluşundan günümüze kadar; son 67 yıl içinde
"1935 yılında kabul edilen 2762 sayılı Vakıflar Kanununda Ülkemizin Ali Menfaatlerine ve Devletimizin Hükümranlık Haklarına aykırı olarak böyle vahim bir düzenleme asla yapılmamıştır ve görülmemiştir."
İleride Lozan Muahedesinde isimleri bile geçmeyen başka dine mensup, "Süryaniler, Kıldaniler, Nasuriler, Yezidiler, Kıptiler ve Ortodoks Arapları" gibi topluluklar da kendi CEMAAT VAKIFLARI'nı kurarak yayılmaları, ve böylece Devletimizin Üniter yapımızı bozacak eylemlerin yasalarca korunmasından kaçınmak asıl görevimiz olduğunu bilmeliyiz.
Lozan da kazanılmış olan haklarımızın kaybedilmesine hiç kimsenin gönlü razı olamaz. Olmamalıdır. Bakınız ileride olacakları sıralarsak nasıl acı ve tehlikeli bir tablo karşımıza dikilecektir.
(A)-Ermeni Cemaatinin kendi Kilise ve Patrikhaneleri sayesinde topladığı muazzam servet, Beyoğlu Çiçek Pasajındaki 400 dükkandan aldıkları kira gelirleri, ABD Ermeni Lobisinden sağlanan dış kaynaklı muazzam parasal destekler Ermenilerin Ağrı'da, Kars'ta, Ardahan'da, Muş'ta ve Van'da,
(B)-Fener Rum Ortodoks Patrikhanesinin ve Kilisesinin muazzam gelirleri ile Doğu Karadeniz Bölgesinde özellikle Trabzon, Samsun, Sinop'da
Bu topluluklara CEMAAT VAKIFLARI'nın Şubelerini açma imkanı tanınmış olacağı,
Dolayısıyla, Bu yasa değişikliğini fırsat bilerek;
(C)- CEMAAT VAKFI'larının aracılığı ile Ermenilerin, Soykırım iddialarının ve toprak isteklerinin alt yapısını oluşturacaklarını, senelerden beri bastırdıkları haritalar ile Doğu Anadolu'yu içine alan Büyük Ermenistan,
(D)-Yunanlıların MEGALO-İDEA'sı olarak bilinen İstanbul'u COSTANTİNAPOL yapmak ve ayrıca Karadeniz'de RUM PONTUS
Devletlerini kurmak emellerine maalesef çanak tutmuş olmuyormuyuz?.
Şimdi kendisini dünya Ortodokslarının Başı sayarak Ekümenik (Cihan- Şümul) olduğunu iddia eden Fener Rum Patriği BARTHELEMOS'un bu yeni düzenlemeyle İstanbul toprakları içinde yeni taşınmazlar satın alarak ikinci bir VATİKAN Devleti kurmasına asla şahit olmak istemiyoruz.
Bir zamanlar Mora'da, Girit'te, Makedonya'da isyanlar çıkartan Ortodoks Patriklerinin yanında Kıbrıs'ı kan gölüne çeviren ATHENAGORAS ile halen Amerika'ya sürgün ettiğimiz Patrik YAKOVAS'ın ihanetlerini unutmayalım.
Koskoca Osmanlı İmparatorluğunun üç kıtada yayıldığı dönemlerde bile sayısı otuzu geçmeyen CEMAAT VAKIFLARI'nın Türkiye'de ekalliyetlerin sayıları son derece az olduğu halde, kurulmuş vakıf sayısının günümüzde 160 olduğunu iyice araştırmalıyız.
Bizler bu gün AZINLIK CEMAATLERİ'nin yuvalandığı Patrikhaneler ile sözde ruhani kisve taşıyan Patrik ve Papazlardan geçmişte ne kadar çok ihanet içinde eylemler sergilediklerini asla unutmamalıyız.
ATAMIZIN Büyük Nutkunda Patrikhaneler için;
"BU FESAT OCAĞI MUTLAKA HUDUDU-MİLLİ HARİCİNE ÇIKARILMALIDIR"
Sözleri ve önerisi Yüce Milletimiz ve Türk Gençliği için vazgeçilmez bir VASİYET olarak kabul edilmelidir.