1990 Yılının başından beri Devletimizin mali sıkıntı içine sürüklendiği ve sıkıntının her yıl arttığı hepimizin belleklerinde yer ettiği açık ve seçik olarak gözlenmektedir.
Son iki yıl içinde bu sıkıntının sarsıntı getirecek niteliğe dönüştüğünü de görüyoruz. Borcu ödemek şöyle dursun faizini dahi ödeyemez durumdayız. İşi örneğe ve somut verilere dökersek görülen şudur. 2002 yılı ilk dört ayı verilerine göre Devlet her dakika 89 milyar ancak vergi toplayabiliyor. Ama buna karşı da her dakika 113 milyar borcun yalnız faizine ve iç harcamalarda da 51 milyar personeline+bağ-Kur+ Emekli Sandığı açıklarına harcadığı görülmektedir. Hal böyle olunca toplanan para eksiltilince her dakika borcun 85 milyar arttığı ortadır.
Devletin yaptığı gereksiz harcamalar bir başka olumsuz hareketi oluşturmasıyla iş daha da sarpa sardı. Borç alma da, bozuk ortamı silmeye yetmedi. Dahası çizilen ekonomik düzene ilave bozuklar geliştirdi.
Diğer önemli bir nokta da, içte enflasyonun artışı, dışta doların paramız karşısında değerinin sürekli yükselişi ile her yıl bütçe açığımız çoğaldı. Devletimizin bu çarkını döndürecek çareler araştırıldı. Açıkça borç al ve borcunu öde düzeni de olumlu bir sonuç getirmedi. Borç alarak borcun bitmeyeceğini, aksine borcun çoğalacağını düşünmeyenler kendilerini haklı çıkaracak projeler yapmaya koyuldular. İşte sonuç ortada ve vahim!..
Biz diyoruz ki; Ekonomi Düzenimiz kendi seçeneklerimiz içinde oluşturulmalıdır. Dış Ekonomik düzeninin içinden kendimizi sıyırmalıyız. Özellikle Dış dayatmalar ile özelleştirme yaptık iş düzelmedi. Zaten özelleştirilmeyi de üretim sahalarını bozarak bize yaptıran dış dayatma yolu çok insafsızca bir sonuç oluşturdu. Neydi bu insafsızca oluşum?
Kamu yatırımlarındaki özelleştirmelerden de istenilen verim alınamadı. Alış verişte başkasının parasını kullanıp kendi çıkarlarını düşleyenler yok pahasına özelleştirme alımında rol aldılar. Kar ve verim hani nerede diye sorulunca, bu kez karşımıza para piyasasındaki spekülatörlerin oyunları çıkıverdi.
Peki bu çıkmazdan nasıl kurtuluruz diye bir proje geliştirip, bu projede ilkten iç ve dış borcumuzu faizleri ile birlikte dondurup hesaba oturmalıyız. Ticaret hukukunda olduğu gibi konkordato yolu seçilip işi biraz düze çekmeye çalışmalıyız. Bu yola sapmamızın nedeni Türkiye'mizde Çiftçimizin ve sanayimizin, devlet üretimindeki veriminin artması ile iç gelirin çoğalacağını düşünüp bir verim ortamı sağlamak zorunludur. Düşüncesi ferahlık getiren düşünce olacaktır.
Bu geliştirilen proje yanında Türk Parasının eğemen para olmasını sağlayacak yolları araştırmaya koyulmalıyız. Peki Türk Parası nasıl korunacaktır. Bir süre iç piyasada yabancı paranın kullanılma yerlerini somut hale sokmakta fayda görüyoruz. Bu hal içinde Türk Parasını Koruma yönteminde hemen değişikliğe gidilerek Türk parasının iç piyasada tüm kullanım yerlerini belirlemeliyiz. Özetlemek gerekirse Türk parasının yurt içinde kullanımı genelde daha geniş alanda yapılması yolu seçilmelidir.
Gene bir başka proje de Türkiye'de üretimi ve tüketimi arttıracak yollar araştırmakta fayda görüyoruz. Üretim yapmakta kararlı olanlar için faizi düşük hatta vergi dışı bırakılacak krediler yolu bulmaya çalışmalıyız. Genelde hep yanlış olduğunu vurguladığımız ve özelleştirilmelerinden hiç fayda olmayacağını söylediğimiz iki kredi bankası gene gündeme getirilmelidir. Bu bankalar Cumhuriyetin temelindeki kredi bankaları olan Ziraat ve Halk Bankalarıdır. Bu iki bankanın kuruluş amaçları Esnafa ve Ziraat yapanlara kredi vermektir. Bu bankaların özelleştirilmeleri Türkiye'de yerli üretimin ve tüketimin bitirilmesi için yurdumuza getirilen en büyük önlemedir.
Bu iki banka, siyasilerin oy yatırımları ve geliştirdikleri politikalardan iki yıl önce arındırılmak suretiyle kendi üniteleri içinde esas amaçlarına dönüştürülselerdi. günümüzdeki bozuk ekonomi düzeni oluşmayacaktı. Üretimin ve tüketimin arttırılması için öncelikle bu iki banka özelleştirme dışı bırakılmalıdır. Dış baskılardan ve dış Ekonomik düzenlerden vazgeçip, Ekonomide doğruyu bulmalıyız.