Son günlerin gündemi; "Türkiye Cumhuriyeti, Yerel Yönetimlerin yetkilerinin arttırılması" yönünde yeni bir sarsıntı içine çekilmek istenmesidir Türkiye'de mahalli idareler yeniden yapılandırılmaya çalışılıyor. Mahalli yönetimlerin kendi sınırları içinde daha çok yetkilendirilmesi yönünde tartışmalar var.
Merkezi idare sisteminin bozuk görünüşü ve verimliliğe engel olduğu yönündeki görüşler ağırlık kazanarak Mahalli İdarelerin yetki alanı genişlettirilip, daha özerk hale sokulması isteniyor. Nedir bu yetki genişlemesi sorusuna da cevap aranması ayrı bir konu teşkil ediyor.
Aslında Gelişmiş ülkelerde merkeze yönelik çalışmalar ağırlık kazanırken, gelişmekte olan Ülkelerdeki yerel yönetimlerin yetkilerinin çoğaltılması konusunda çalışmaya girilmektedir. Ulus Devlet kavramında var olan devlet gücü, Gelişmiş Ülkeleri korkutmuş olacak ki, oluşacak, ekonomik, sosyolojik ve de özerk olma ısrarlarını önlemek için bu yolda öneriler getirmektedirler.
Devletin var olmasının ana unsurlarında, "halkının bir ulus olmasıyla, dilinin bir olmasıyla, kendi sınırları içinde örf, adet ve gelenekleriyle, ekonomik gücünün vasıflarıyla varlığını" göstermesidir. Devletlerin anayasalarında ilk hükümler o devletin ulusal oluşuyla ölçülmektedir.
Ne var ki, AB gibi kendini güçlü gören ve güçlü görülen ve de sayılan Devletler karşılarında artık ulus devlet istememektedirler. Bu istemin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, tarihi geçmişliği ve Milletinin büyüklüğü ile ele alındığında ne denli tehlikeler ile karşı karşıya olduğu anlaşılır.
Evrenselleşmeye özenen dünyamızda artık devletlerin tam bağımsız olamayacakları şartı ne derece geçerlilik kazanmıştır sorusu, bizleri İstiklal Savaşımızdaki günlere götürdüğünde iş daha da karmakarışık şekil alacağı açıktır.
Devletimizi bölmeye çalışanlar dolaylı yönlerde dolayısıyla, anarşi ve terör ortamıyla, başarılı olamayınca yeni tür çalışmalara girişecekleri elbet beklenmeliydi. İşte Avrupa Konseyinin, Avrupa Birliğinin, Dünya Bankasının, projeler üreterek yerel yönetimlerin yetki alanlarının genişletilmesiyle daha güçlendirilmesi yolundaki önerileri bu çalışmanın yeni bir yöntemidir.
Üzülerek vurgulamak gerekirse; Son yüzyılımız içinde Yabancı devletlerin, Devletimize yönelik yakın ve uzak amaçlı çalışmaları Geçmiş yönetimlerimizce göz ardı edilmesi ABD ve AB gibi kendilerini güçlü ve büyük gören toplu devletlerin daha cesaretle hareket etmelerini sağlamıştır.
19. yüzyıl başlarında, önce Osmanlı Devletinin yıkılması sağlanmışsa da, Kurtuluş Savaşı sonrası Kurulan yeni Türk Devletini önce tanımış gözüken Devletler, o günlerde hazırladıkları Sevr şartlarını bir türlü gündemden kaldırmamışlardır. Yurdumuza gelen bazı diplomatların çantalarında Sevr şartlarını taşıyan belgelerin bulunması kötü niyetlerinin göstergesidir.
Geçmiş Yönetimlerimizin Devletlerarası yaptıkları Anlaşmalar örneğin, gümrük birliğine katılma, İMF. ye bağımlılık , Devletimizin gücünü her yönden azaltan nedenlerdir. Biz diyoruz ki; Yerel yönetimlere verilecek yetkiler, üniter yapıyı bölecek şartlardan arındırılarak yapılmalıdır. Özellikle birlik ve beraberliğin göstergesi olmalıdır.
Zira Gümrük birliğine girmekle ithalatın azalacağı, ihracatın artacağı teraneleri fiyaskoyla sonuçlanmış, ithalat daha çoğalmış, ihracat ise azalmaya devam etmiştir. Türkiye'de üretimin arttırılması yerine azaltılma yöntemleri dış devletlerin istemlerine bağlı bırakılmıştır. Örneğin, konulan kotalar çerçevesinde Tahıl, Fındık, Pamuk Zeytin, Ayçiçeği Mısır vs. gibi önde gelen ürünlerin ekim ve yetiştirme sahaları anlaşmalar içeriğinde dış devletlerin istemiyle daraltılmıştır.
Yerel Yönetimlerin yetkilerinin, gerektiğinden fazla genişletilmesi, Devletimizin gücünün azaltılması yönünde, üniter yapısı ve birleşikliğinin bir bölünmeye götürülmesi, ileride çıkarılacak acı faturanın yazılışıdır.
Yasa taslağı hazırlanırken Devletimizde önemli yer tutan Türk-İş Teşkilatınca yapılan bu yöndeki örnek çalışmalar ve hazırlanan raporlar iyice incelenerek yeniden yapılanma çerçevesi çok titiz düşünce içinde çizilmelidir. Bölünme getirecek yeni yapılanma yerine birlik ve beraberlik getirecek yeni bir yapılanmaya gidilmelidir.
Devleti zayıflatan, parçalayan araç ve yollar iyice belirlenip gelecek tehlikelerin saptanarak ondan sonra çalışmalara başlanmalıdır. Yeni bir iş yapıyorum, yenilik olacak, mahalli idareler daha çok yetkilendirilecek düşüncesi, ekonomik, sosyal ve kültürel yapımız ele alınarak çerçeve çizilmelidir.
Yurdumuzda, bölücülüğü getiren anarşi, Devleti yıkma içindeki düşünce özgürlüğü, bölmeye götürecek özelleştirme çalışmaları, devleti güçsüz kılacak ekonomik özerklik, AB ye taviz veren tutumlar, Gümrük birliği, dış politikamızdaki Kıbrıs gelişmeleri, yıkıcı alış verişler günümüzde bizleri ne büyük sıkıntılara soktuğu, devlet gücümüzü yok edici eylemlerin getiricileri olduklarını da unutmamalıyız.
İşle yerel yönetimlere verilecek yetkiler bu sınırlar içindeki olumsuzluklar göz ardı edilmeden yapılmalıdır. Yoksa iş işten geçince Türkiye Cumhuriyeti mi?, Federe düşünce mi? Sorusundaki acı reçete ile karşı karşıya kalırız. Her şey Türk Ulusu adına Ulus Devlet çıkarına yapılmalıdır.