Zaman içinde bir zeminde yaptığımız. söyleşi bir tartışma açmıştı. O şöyleşi de bir öğrencinin kişisel olarak sorduğu TÜRKÇE EZAN geçerliliği ile ilgili soruya verdiğimiz yanıt, 1995.Aralığında çok önceleri yapılan bir çelişkili ortama bizleri sanki taşımaya yetmişti.
Bu tartışma ortamın günümüze kadar geçen zaman diliminde, kendini vede dinini bilmezlerin, kökten dincilerin şahsıma takındığı sert tavır zamanla yumuşadı, yumuşadı ve sonuçta Türk'ün Müslümanlığı şeklinde açık oturumlara, hatta bir televizyon ekranında siyaset meydanı ortamına da taşındığı görüldü.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurulurken, Tarikatların, Tekke ve zaviyeler içinde geliştirdiği faaliyetler bir hamlede durdurulmasıyla, daha da geriye gidilerek her şeyin Kur'an içinde ve tarih çizgisinde yaratılan yobaz düşünceler, örneğin; İslamda yaratılan çelişkiler bir hamlede silinivermişti.
Müslümanlık, getirilen yeni bir düzen, Laik Devlet Düzeni içinde, Türk İnsanı'nca kendi vicdanıyla Yüce Tanrı arasında bir köprü olarak benimsenmesi ile önemli bir aşamaya taşınıyordu.
Ama ne varki; yıl 2002 şimdi görüyoruz , duyuyoruz Din incelemeleri yapan bir kurul ve ayrıca sayın kişiler çok daha ileri ve de verimsiz öneriler getirerek İslam dininde namaz kılmayı kadın erkek ayrılığını birlikte değerlendirme yolunda çok cesur adımlar atmayı gündeme getiriyorlar. Örneğin, Kadınların Cuma ve cenaze namazlarına iştirak ederek, erkekler ile birlikte aynı safta namaz kılacaklar diyebiliyorlar.
Laik Devlet içinde Her Müslüman düşünürün kendi düşüncesiyle kur'anı açıklamalarındaki tavır ve eylemleri, ayrı ayrı ortamlarda değerlendirilebiliyor. Keza değerlendirmeler bu ortamlarda insanımızı bir toplumun parçaları haline sokması sanki oluşturulmaya israrla çalışılıyor.
Öyle ki; Devletimiz kurulurken Kadın ve erkek eşitliği, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelinde dinin yeni bir zemine çekilmesini zorunlu kıldığı iddiaları oluşturuluyor.
Türklerin, evrenin içinde çok önceleri Allahın evi olarak gördükleri kendi semalarına Müslümanlıkta yer aradılar. Sonuçta Ahmet Yesevinin görevlisi ve Velilik Mertebesinin en yükseğinde görülen Hacı Bektaş-ı Veli Hazretlerinin Anadoluya gönderilmesiyle Türklere Müslümanlıkta, Türkçe söyleşi içinde dualar oluşturularak bir zemin hazırlandı. Ne varki zamanla bu zemin içinde olanlar ile dışında kalanlar arasında bir anlaşmazlık doğdu
Bütün bu ayrılıklar hiçbir zaman Müslümanlığın dua ediş ve yalvarış ortamının şeklini değiştirmedi. Kadın erkek ayrılığı Din Kitabı Kur'anda anlatıldığı ve önerildiği şekliyle günümüze kadar getirildi.
Bu bağlamda Kişisel olarak Bizim Kur'anı kendi dilimizde öğrenme önerimiz değişik ortamlarda yanlış algılanarak iş şekliyle değişikliklere götürülmeye başlandı.
Aynı zemin düşüncedeki bir kesim insanımız Günümüzde açıkça görüldüğü gibi Din kitabımızın hiçbir zaman kadın erkek yan yana dua edeceği ve aynı safta namaz kılma önerisi getirmediği halde aksi de olabilir savına giriştiler. Dinimizin hoşgörü düzlüğünden hareket eden bu sayın kişiler, örneğin bazı din bilimcileri ve din görevlileri geçen zaman dilimindeki örf, adet, gelenek, özellikle teamülü bozarak işin çığrından çıkmasını önemli bir iş saymaya başladılar.
Günümüzde bu zemin, fanatik katılımcı insanımız ve düşmanımız olanların birlikte hareketleriyle, kendinde bir ayırımcılık oluşturarak iki ayrı zemin şekline sokulmaya, bölünmeye çalışıldığı görülüyor.
Aslında iki düşünce de bizleri yanlışa götüreceğine inanıyoruz. Zira Kur'an kadın ile erkeği her şekliyle ayrık tuttuğu açık ve seçiktir. Ne yazık ki; Kadın ile erkeğin demokrasilerdeki eşitliği dine sokularak yanlış bir yol tutuluyor ve propaganda vesilesi ile siyasette eyleme girişiliyor.
Teamaül yasaklarını silme hakkı kimsede yoktur. Kur'an üstüne kimse yorum getiremez. Çünkü günümüzde Kur'anın düzgünce yapılan türkçe çevirileri bizleri kuran içinde kendi olurumuz ile değerlendirme yapma imkanı tanıyor. Öneriye cavaz yoktur. Teamül ne ise o yolda iş geliştirilmelidir.
Namaz ve dua ediş insanın allahı ile kendi arasında kurduğu bir köprü düşüncesinden hareketle kadın erkek değerlendirilmesi elbet de yapılacaktır. Ama kadın ve erkeği yan yana koyarak yan yana namaz kıldırarak dua ettirerek bu iş düşünülemez. Bu tür öneriler yanlış olduğu kadar işin edebini bozduğu da açıktır. Baktığımızda kadının namaz şekli ile erkeğin namaz şeklide ayrı olduğu görülür. Günümüzde getirilen öneriler ile vaki olacak eylemler önlenemez ise gelecekte dinin, dinlerin birleştirilmesi savı ile namaz ve hazırlık (aptest) şartlarının da kaldırılmasını isteyenelere, kimse olamaz tezini getirmeye cesaret edemeyeceğini şimdiden düşlemeliyiz.
Tanrı'nın Arapça sözlerle indirdiği Kur'an, Yüce Peygamberin hadislerinin Kur'ana uygunluğu içinde ele alınarak dinde kavga değil birleşme yolu bizlerin olmalıdır. Kutsal yol budur, aydınlık yol budur. Yaşamda insanın yeri bu yoldadır. Görünen namaz şekli ve aptes, dinimize bağlılığın simgesidir Bunu unutmayalım.
Geleneğimizde, örfümüzde, görünen teamüllerimizde kadının yeri ailesi ile kocasının yanıdır. Zamanla yurdumuz yapılmakta olan bu yanlış önerilerin getirdiği olayları önlemek için büyük uğraş gereğini duyacağını ince ince düşünmeliyiz.
Nasıl Mülki mekan olan TBMM.ne türban ile Bir Milletvekili hanımın girmesi hareketinde ne denli hassas olmuşsak ve o eylemi benimsememişsek, gene öyle Dini mekan olan Camilerde ve dini mekan sayılan yerlerde Cuma ve cenaze namazlarının kendi içindeki kutsallığını bozanlara karşı aynı hassasiyeti gösterip o tür eylemi benimsememeliyiz. Yoksa Laik Devlet Düzenimizi bilerek veya bilmeden bozanlara karşı gelecekte sözle eylemlerini önleyemez durumlara düşeriz.
Dolayısıyla, bu tür olaylarda biz diyoruz ki;
"İster din içindeki kavram ve eylem kargaşası getirecek önerilere, ister Laik Devlet Düzenine getirilen dini engellemelere karşı tedbir almak dini bütün her müslüman insanımızın, her Türk Vatandaşının" asıl görevi olmalıdır.