KENDİMİZİ TANIMAK
"Tanıtmak"

       Çok kere insan kendi kendini tanımak ve tanıtmak arzunu içinde saklar. Milletlerde böyledir.

       İnsanda, İnsan olma hasletinde bir şeye, bir yere sahip olma duygusu da böyle bir tavır içinde sergilenir. Unutmamak gerekir ki, İnsanlar ne şekilde hangi tavır içinde görünmek isteseler de, istemeseler de karşı tarafta olan insan ölçümlerine gene de tabi tutulur. İnsanın karşı insana verdiği ışınlarda nazar ışınları hariç, faydalı bir durum yarattığı da görülmüştür.

       Günümüzde Politika içinde karşılıklı serzenişler gözlenmektedir. Faydası var mı, yok mu? Soruları araştırıldığında sevimsiz durum çizgisini görüyoruz.

       Son olaylar ile "Kıbrıs" için ne derece Devletlerarası olumlu durum yaratıldı bilinmez ama, insanların geçmiş dönemlerde yaşadıkları vahşi olayları anımsadıklarında yaratılan hoşgörü içinde üzüntülerini terk ettikleri bellidir.

       Kıbrıs'ta yaşanan Referandum olayı yürekleri yakmıştır. Bilinmelidir ki; 1960 lardan sonra Kıbrıs'ta yaşanan o korkunç olaylar, "ne aile büyükleri tarafından kendi aile yapısındaki bireylerine, ne de Yönetimi üstlenen Hükümetlerin Siyasetindeki olumsuz eylemleri sonucu o yer halkının genç kuşağına, öğreti getirecek şekilde aktarılmamış olması, " Türk Halkına evet oyu kullanmayı sağlayan tek nedendir.. Kuzey Kıbrıs AB Üyeliğine henüz alınmamıştır ama bir Devlet olarak tanınacak söylentileri içindeki vaatlere de inanmak çok zordur.

       Gelecek günlerde hoşgörü altında düşman sayılanların iyiliğimize yönelik tavırları her zaman göstermeyeceklerini de unutmamalıyız. Gerçek odur ki; Dost geçinmek ne kadar olumlu sonuçlar getirse de, Düşmanı dost edinmek o kadar tehlikelidir. Her Devlet kendi çıkarlarına dayalı dostluklar kurduğunu da bilmek, görmek gerekir.

       Öyle ki; Son yılın önemli çerçevesi içersinde, Afganistan, Irak, sonra Kıbrıs üstünde oynanan oyunlarda, Avrupa Birliği ve A.B.D nin dünya sathındaki çıkarları için girdikleri ve her keresinde "İnsan Hakları ve Özgürlükler için sergilenen devlet eylemlerinde" güç gösterisinden de öteye bir Devleti yok etme, bölme ve de kendi devlet hudutlarını genişletme isteğinin önde olduğunu fark ederiz.

       Bu meyanda, Avrupa Birliğinin Devletimiz için her satırında olumsuz ortam yaratma çerçevesi çizerek, Gunter VERHUEGEN ile gönderdiği, 12 Temmuz 2000 tarihli uyum yasalarının düzenlenmesine ilişkin "AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ" herkesce bilinmektedir.

       Buna rağmen, 1960 lardan öncesine dayalı Avrupa Birliğine girme hevesimiz olduğu içindir ki, bu Belgede halen "Aday Adayı" bir devlet olarak gösterilen Devletimizin Yönetimini Üstlenen Politikacılarımız, "Belgedeki istemleri, Devleti yıpratan ne kadar ortam varsa" Uyum yasalarını peş peşe kabul ederek yürürlüğe koymuşlardır. Dahası katılım için her istemi şartsız yerine getiren eylemler sergilemişler ve halen sergilemektedirler.

       Avrupa Birliğinin "İfade Özgürlüğü, İşkencenin Önlenmesi, Bölgesel farklılıkların azaltılması" yönünde, özellikle "Ekonomik sosyal ve Kültürel" imkanların sağlanması alanında bölünmeyi gerçekleştirecek ve üniter yapıyı bozacak Kürt'çe Eğitim konulması ile Devletimiz Topraklarında süren yasadışı bölücü sağ ve sol örgütlerin faaliyetlerini henüz bitirmeden İdam cezasının, DGM. lerin kaldırılması gibi daha bir çok istem bir bir yerine getirilmiştir.

       Gelecek yıllarda da Kuzey Kıbrıs için olduğu gibi Devletimiz Yönetiminden daha yeni bir çok istemde bulunacak olan AB nin talepleri Devletimizin bölünmesine kadar varacağını bilmeliyiz.

       Devletimizin Üniter yapısını bozacak eylemlerin nüvesini teşkil eden ve halen kanunlaştırılamayan ve 1966 yılından beri hiçbir Hükümetin kabule yanaşamadığı Birleşmiş Milletlerin, "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar ile Bireysel ve Siyasal Haklar" sözleşmeleri her nedense son Ecevit Hükümeti sırasında Başbakan Yardımcısı Sn. Mesut YILMAZ'ın Temsilci Volkan VURAL'a telefon emri ile imzalattığı duyumları, Devletimiz için acı bir çerçeve çizmiştir. Böyle bir ortamın da yeni İktidarı cesaretli hareketlere yönlendirdiğini söylemek kabildir. Nitekim Yeni İktidarın, "Mahalli İdarelerin yetkilerinin genişletilmesi, YÖK yasası, Türban ile oluşan sakıncalı düşünceler," yönündeki çalışmalarında, Devletimizi Federe bir yapıya ittiğini, Devletimizin Laik ve Sosyal Yapısını bozduğunu görür gibiyiz.

       Sn Başbakanın YÖK Yönetimi ile giriştiği karşılıklı söz kavgası neler oluyor sorusunu yaratmaya devam etmektedir. Milletin Temsilcisi yalnız İktidarda olan Parti olmadığı da bir vakıadır. Elbet Türk Milleti bir Siyasi Partiyi iktidara getirmiştir. Doğrudur ama, bu durum Milletimizi temsile yetmediği gibi, seçimlerde oy kapma için yapılan oyunlar da kuşkuları arttırmaktadır. Bunu hiç ama hiç gözden uzak tutamayız.

       Günümüzde de görünen bu gibi olaylar içinde, önce kendimizi tanımamıza özen göstermeliyiz, sonra da kendimizi tanıtmak için çalışmalar yapmalıyız.

       "Düşmanların İstiklal Savaşı öncesi yaptığı zalim ve insanlık dışı eylemlerin, vatan toprağımızdaki tahribatının" Türk İnsanına ve genç kuşağımıza aktarılmasını sağlayacak ve Büyük ATATÜRK'ün önderliğindeki Hükümetlerin Tarihi öğretiler için aldığı ilk tedbirler çizgisinde kurulan Kurumlar yanlış politikalar ve Milli Eğitimce yapılan yanlış değerlendirmeler ile 1950 yılından sonra geçen zaman dilimlerinde, bir bir ortandan kaldırılmasıyla tarihini bilmeyen ve Avrupa sevdalısı bir nesil yetiştirilmiştir. Böyle bir ortam yaratılmasında kasta varan ihmaller yapılmıştır.

       SEVR şartları haritasında gözlendiği gibi Yurdumuzu bölmeye çalışan Düşmanların, Vatan topraklarını işgali ile gelişen olayların ve Çanakkale Savaşı, Yurdumuzdan Düşmanın İstiklal Savaşı sonunda atılması, Cumhuriyetimizin İlk yıllarında ihdas edilen Kurumlar aracılığı ile Yetişecek Nesillere aktarılması düşünülmüş olduğu bilincine varamayan Bir kesim Politikacılar ve düşünürler ile önlendiğini kesin bir ifade ile söyleyebiliriz.

       Oysa Savaşın her haliyle görüntülendiği yerler, Devletimizin İlim ve İrfan alanında geniş çaptaki çalışmaları ile oluşturulan Kurumlar, Ekonomik gelişmeler, Kurulan tesisler yerinde okul sıralarındaki çocuklarımıza gösterilerek anlatılıp zihinlere sokulmuş olsaydı bu gün Avrupa Sevdalısı bir yeni kuşak yaratılmamış olacaktı..

       Günümüzdeki Avrupa sevdalısı insanımız kendini tanımaz haldedir. Türk Milletini kendini tanımaz yapıya sokanlar, Devlet yapımızı halen tahribe devam etmektedirler. Günümüzde böyle acı bir tablonun oluşumu ve her AB istemine kayıtsız ve şartsız uyar durumda görünmemiz gelecekte karanlık günlerin göstergesidir.

       Artık uyanalım. Her kararda Devletimizin ali menfaatlerini aramak zorundayız.

       AB nin genelde ele aldığı konular "Devletimizin Üniter yapısını ve Hakimiyet sınırını daraltmakla kalmayacağının, asıl amacının Lozan Analaşması ile elde ettiğimiz imkanları da Sevr şartlarında dizilen ve yeniden önümüze koyduğu belge ile silmek arzusunda olduğunu" anlayalım.

       AB ye boyun eğmemiz ve böyle bir hareket içinde olmamız kendimizi iyi tanımamızdandır. Kendimizi iyi tanımak, sonra da kendimizi tanıtmak yolu bir çırpıda çizilmesini Millet olarak düşünmeliyiz, vakit geçirmeden gündeme koymalıyız.

       Kendini tanımayan Milletler her zaman yabancı devletlere boyun eğer duruma düşürülmüştür. Bu durumu iyice kafamıza somalıyız.

(15 Mays 2004 Tanımak, tanınmak)

Ana Sayfa