TÜRKİYE Mİ?
AVRUPA BİRLİĞİ Mİ?

       2000 yılı Türkiye Cumhuriyeti Devleti için yeni bir bin yıl, yeni bir yüz yılın başlangıcı oluyordu.

       Zira 12.Temmuz.2000 Çarşamba günü AB. nin genişletilmesinden sorumlu bir üst düzey yetkilisi (Günter VERHUENGEN) yurdumuza geliyor", "AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ'ni Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile Başbakan Sn. ECEVİT'e sunuyordu. Bu durum gelecek günlerde tartışma konusunu güncelleştiriyordu.

       İşte bu tarihten sonra Başbakan Yardımcısı Sn. YILMAZ ilk politik eylemi gerçekleştiriyordu. Önce 1966 yılından beri görev almış bütün Türkiye Hükümetlerinin imzalamaktan çekindiği Birleşmiş Milletler iki sözleşmesi, 15.Ağustos.2000 günü daimi temsilcimiz Sn. Volkan VURAL tarafından imzalanıyordu. Neydi bu sözleşmeler "(A)-Ekonomik, Sosyal Kültürel Haklar ile (B)- Bireysel ve Siyasal Haklar" sözleşmeleriydi. Bu sözleşmeler Devletimizin Üniter yapısını çok büyük bir risk altına sokuyorlardı.

       Arkadan Sn. Yılmaz Diyarbakır'da bir toplantıda bu sözleşmelerin ve katılım belgesinin birinci vurgulayıcı konuşmasını yapıyor ve "AB.nin yolu Diyarbakır'dan geçer" sözleriyle yurdumuzda ilk tehlike çanını çalmış oluyordu. Daha sonraları yaptığı her konuşma çanın çalınışı, başka sedalarını iliklerimize kadar acıtarak algılamamıza yetiyordu.

       Hükümetimize sunulan katılım belgesiyle AB, Türkiye'den. ne yapmasını istiyordu.

       Sıralayacak olursak,

       "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kıbrıs Rum Devletine İlhak edilmesini, Türkiye ve Yunanistan arasındaki kıta sahanlığı ve fır hattının 12 millik deniz sınırlanmasının Yunanistan istekleri doğrultusunda çözümlenmesini, Güneydoğu Bölgemizde Bazı İllerimizde Süregelen Olağanüstü Hal Uygulanmasına son verilmesini, İşkencenin önlenmesini, Fikir ve Düşünce hürriyetinin sınırsız hale sokulmasını, Terörle Mücadele Yasasının, Kanunlardan İdam Cezasının, 1984 yılında kurulmuş olan halen faaliyette bulunan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin. kaldırılmasını, Milli Güvenlik Kurulunda Asker Üyelerin katılımlarına son verilmesini"

       istiyor ve bu önerilerin yerine getirilmesinden sonra adaylık durumunun gözden geçirilip değerlendirilebileceğini söylüyordu.

       Avrupa Birliği, Katılım Belgesi tarihsel bir sıralamada yaparak, "2003 yılına kadar sadece Adaylığımızın, 2005 yılında da kesin üyelik talebimizin" kabulü için bizden uyum yasalarının çıkarılmasını rica ediyor.

       Baktığımızda AB. de "Aday Adaylığı" kelimelerini içeren bir ölçüyü göremiyoruz. Bu ne demektir diye araştırdığımızda, yalnız Devletimiz için getirilen bir giriş çizgisi olduğunu görüyoruz. Öyle ise çok dikkatli olarak katılım belgesini gündeme almamız gerekiyor.

       Bireysel ve Siyasal Haklar sözleşmesini incelediğimizde Türkiye'de azınlık hakları verilmesi gereken yeni bir toplum yaratmamız gündeme getiriliyordu. Bu ne demekti? Sevr şartlarındaki Kürt meselesi yine gündeme konuvermişti. Bu düşünce ile Sn. YILMAZ'ın cabası açıkça gözlenebiliyordu.

       Son günlerde de TBMM.de İdam cezasının kaldırılması ve bahsettiğimiz BM. İki sözleşmesi de kabul edilmesi gündeme getirilmişti. Sivil insanım belki anlayamazdı ama, Yurdunu koruma görevi olan Büyük Türk Askeri bu işte sessiz kalamazdı. İşte son konuşulanlar bu düşünceyi doğrularcasına kulakları çınlatmıştı. Bu işin şakası yoktur.

       Yurdumuzun İstiklal Savaşı aşamasındaki ortama Türkiye artık dönmek şöyle dursun Büyük ATATÜRKÜN Çizgisini bozacak hiçbir hareket içinde olmamamız gerektiğini bilmeliyiz. AB. ye girmek için Yurdumuzdaki üniter yapıdan taviz vermemeliyiz. AB. ye katılım için Devletimizin kuruluş aşamasından itibaren katılımın artıları ve eksilerini araştırmak zorundayız. Geçmiş yıllarda yaptığımız hataları bu Hükümete de yüklemeden 1960 yılından itibaren verilen tavizlerin yeniden gözden geçirip, AB. ye girerken İstiklalimize en ufak bir kederin gelmemesini hepimiz düşünmeliyiz. Aksi yol dönülmeyecek bir macera yoludur. Geri dönüş olamaz.

       Günümüzde AB. Birlik parasını (İngiltere hariç) kullanmaya başladı. Türkiye'mizde Ekonomistler var, geçmiş hükümetlerde de görev aldılar hep hata yaptılar. Büyük hata Türk parası yerine Yabancı para kullanma yolundaki atılımları oldu. Gümrük Birliğine girerken verdiğimiz tavizler oldu. Ulusal Program içinde yaptığımız tavizler oldu. Bu büyük yanlış Türkiye'mizi istikrarsız bir ortama götürmeye yetti, maceraya sürüklemeye yetti.. Para bir devletin hakimiyetinin işaretidir. Bu gündemden çekilemez. Çekilerse ne olur bilirmisiniz. Ekonomik kriz olur. Yabancı para kullanma sevdasını bırakırsak krizi atlatmak kolay olur. Israrla bir şunu söylüyoruz. Bugün AB tek para sitiline geçti yakın zamanda ondaki enflasyon hemen patlak verecek, AB yi dağılma noktasına getirecektir. Ayağımızı denk alalım. Aynı çamuru bir kez daha çiğnemeyelim. Önce TÜRKİYE diyelim, sonra AVRUPA BİRLİĞİ'ni düşünelim.
(Türkiye mi? 12.03.2002 20.05)

Ana Sayfa