Geçmiş zamanı düşlediğimizde; Devleti koruma, kollama fikrinin kaybolduğunu, Osmanlı devletinin yıkılmasının nedenlerini gözlemek kabildir.
19.Mayıs 1919 tarihinde Türk Milleti, makus talihini yenmesini bilmiştir. Sonra Amasya, Erzurum, Sivas Kongreleri ve Ankara'ya varışta yapılan çalışmalar, 23.Nisan.1920 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla da, Güneş bir daha batmamak üzere doğmuş ve Yurdumuzu aydınlatmaya başlamıştır.
Haziran 1920 tarihinde Yunan Ordusunun İzmir'den Osmanlı Topraklarını işgale yanaşması, o günleri yaşayanlardan birinci ağız olarak dinleyenler, işin fecaatini halen belleklerinden silemezken, günümüzde bir kesim Yurttaşımız gene eski günleri yaşamak istemektedir.
Geçen yıl 23 Nisan Bayramı öncesi İzmir'de bayram kutlaması sırasında bir sanatçıya yunanca şarkı okutulması eylemini araştırmalıyız. Yunanistan'da bir sanatçının Türkçe şarkı okuması sonucu kendisine, Yunan Hükümetince verilen cezayı görmezlikten de gelemeyiz.
Düşman daima düşmandır. Düşmanı dost sayarsan başına felaketi davet edersin. Dost olmak başka, dost geçinmek başkadır.
Willson Prensipleri denilen ve Osmanlı İmparatorluğuna SEVR şartları olarak kabul ettirilen, Devletin bölünme haritasının çizilmiş olmasını unutanlara şunu hatırlatmak iyi olur.
İstiklal Savaşıyla Türk Milleti, Bölünme şöyle dursun, kendi Devlet haritasını çizerek SEVR şartlarını reddedip dünyaya vatan toprağının düşmandan nasıl arındırıldığını göstermiştir. Öğretmiştir.
ATATÜRK "Ben her şeyden önce Bir Türk Milliyetçisiyim" derken Türk Çocuklarını göreve çağırmaktadır. Görevi hiçbir Türk genci yapamayız diyemez. Çünkü; Hesabı gene Türk Milleti soracaktır. Üstüne basarak biz diyoruz ki; Genç Türk Kuşağına düşen görev, İstiklal savaşını unutma, daima hatırla, günümüzde dost görünenleri iyi tanı...
Anadolu ve Trakya'mızda Millet olarak yaşıyorsak, bunu geçmiş yüz yıllar içindeki tavrımıza borçluyuz. Çanakkale Zaferinde, İstiklal Savaşımızda Vatan Uğruna Şehit düşen, Gazi olan Irkdaşlarımıza borçluyuz.
Nedir o borç? İşte sözümüz, Orta Asya'dan sonra Anadolu ve Trakya'mızda yedi bin yılı dolduran şekilde oturmakta olan insanımız,
"Bu yerleri, aynı terbiyeyi alarak, aynı örf ve adetleri içinde, geleneklerini sürdürerek, birlikte yaşama ortamı bulup bütünleşmişler ve bu toprakları Vatan bilerek büyümüşlerdir."
Dahası,
"Büyük adının Türk olduğunu bilerek birlikte yaşamışlar, Devletler kurmuşlar ve de Müslümanlığı dünyaya"yaymışlardır.
İşte Millet olmanın vasfı,
"Aynı Terbiyeyi alan, Aynı Bayrağı taşıyan, aynı dili konuşan, aynı geleneklere ve tarihe sahip olan, Aynı Milli hedef doğrultusunda birleşen insanların varlıklarını Millet olarak sürdürme, yükseltme"
İlkesindeki "Milliyetçilik" aşkıdır Dil bir, Bayrak bir, Din bir esası çizgisinde Millet olarak bu vasıflarımızı unutmadan, dünyaya açılmak zorundayız. Aksi yol parçalanma, bölünme ve yok olma yoludur.
Bizler yolumuzdaki çizgide yürürken, birlik ve beraberliğimizi sürdürmeliyiz. Zira Türkiye'mizde, özenle vurgulayarak diyoruz ki; İrticanın getirdiği "ÜMMETÇİLİK" ile Sol İdeolojinin yapısındaki "BÖLÜCÜLÜK" fikri iki başlı tehlike olarak halen vardır. İki şekildeki eylemler, iki ayrı kurnadan bir kovaya akıtılan ölümcül zehirdir. Bu iki tehlike içinde gelişen eylemlerin, Devletimizin Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bütünlüğüne dayalı Üniter Devlet yapımızı ve ATATÜRK İlke ve İnkılaplarının özündeki Atatürk Milliyetçiliğini, Laik, Sosyal Hukuk düzenimizi bozduğunu bilmeliyiz.
Onun için; olgunlaşan bu tehlikeli nedenler, Bizleri; yeniden çizeceğimiz bir yolda "Cumhuriyeti Bizler Kurduk, Sizler Koruyacaksınız. Yaşatacaksınız." Fikrini zihinlere sokarak yürümeye zorlamaktadır. Bu yoldaki çizgi Türk Milletinin disiplinli bir düzen çerçevesinde,"Yobazın elinden ve dilinden Dinimizi, İdeolojik Sol yapı içindeki Bölücünün elinden ve dilinden ATATÜRK'ü ve fikirlerini ve de geliştirdiği Fikir ve İnkılapları" almak olacaktır.
Yolumuzu aydınlatan ışık; tarihimizdeki Mevlana, Hacıbektaşı Veli gibi düşünürlerimizin manevi yapıdaki, Büyük Atatürk'ümüzün Devletimizi kurmadaki, Devlet fikirleri olacaktır.
İtibarını kaybetmeyen, İtimadını yok etmeyen İnsanımızla el ele bir ve beraber olarak bu kutsal yolda, aydınlık yolda, kavga etmeden, düşmanı tanıyıp ondan çekinmeden, dostluklar kurarak, yürüme azmini kendimize, gelecek nesillere intikal edecek şekilde oluşturmalıyız. Böyle bir yolda, böyle bir tavır içinde de, Cumhuriyetimizi çizeceğimiz yolumuzun üzerinde yaşatır ve ilalebet sürdürürüz.
Cumhuriyet anlayışımızın özünde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde, Ulu Önder Büyük Atatürk'ün "Ne Mutlu Türküm Diyene" anlayış ve sözündeki, "TÜRKLÜĞÜMÜZÜ", Laik Devlet düzeni içindeki, "Barış-Kardeşlik-Adalet ve Güvende" bütünleşen itibarımızı kaybetmeden yola çıktığımızı, önce "KENDİMİZİN", sonra da "Anadolu-Trakya İnsanımızın", bilmesini, öğrenmesini istiyoruz. Bundan sonra yolumuz aydınlık başarılarla dolsun, Yolumuz açık olsun!.. diyoruz.